Haydar Kaptan: 40 Yıllık Denizcilik ve Karadeniz Hikâyesi

 

Trabzonlu gemi kaptanı Haydar Kaptan – Lotra Haber özel röportajı

Haydar Kaptan: 40 Yıllık Denizcilik, Bir Babanın Hatırası ve Karadeniz


Röportaj: Emir Şimşek

Bazı meslekler yalnızca geçim kaynağı değildir; insanın karakterini, ailesini ve hayata bakışını da şekillendirir.

Haydar Kaptan için deniz tam olarak böyle bir hayatın kendisi. Trabzon'un Of tarafında büyüyen, babasını henüz çocuk yaşta denizde kaybeden Haydar Kaptan, 40 yılı aşkın süredir gemilerde kaptanlık yapıyor.

Yıllar boyunca Karadeniz'den Akdeniz'e, farklı limanlardan farklı ülkelere uzanan seferlerde çalıştı. Bu süreçte yalnızca bir kaptan olarak değil; bir eş, yedi çocuk babası ve yılların tecrübesini genç denizcilere aktarmaya çalışan bir usta olarak da hayatını sürdürdü.

Lotra Haber Röportajlar köşesi için gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide Haydar Kaptan ile denizcilik mesleğini, babasını, ilk seferini, aileden uzak geçirilen yılları, kaptanlığın sorumluluğunu ve genç denizcilere tavsiyelerini konuştuk.

Konuşurken bazen gülüyor, bazen susuyor. Cümleleri aceleci değil. Belki de bunun nedeni, hayatının önemli bir bölümünü denizde geçirmiş olması.

Şimdi sözü kendisine bırakıyoruz.


“Ben de gideceğim” diyerek limana giden bir çocuk

Emir Şimşek: Kendinizi tanıtır mısınız?

Haydar Kaptan: Haydar’ım. Trabzonluyum, Of tarafı. Denizle büyüdüm. Şu an 40 yılı aşkın bir süredir bu işin içindeyim. Kaptanlık yapıyorum. Evliyim, yedi çocuğum var. Hepsi sağlıklı, elhamdülillah. Karım da Trabzonlu, o idare ediyor evi. Ben gemiye çıkınca o hem anne hem baba oluyor.

Emir Şimşek: Babanız da denizciymiş. Onu ne zaman kaybettiniz?

Haydar Kaptan: Babam gemiciydi. Ben 7-8 yaşlarındaydım. Karadeniz’de, bir seferde kaybettik. O zamanlar haberler de geç geliyordu. Annem, “Baban dönmeyecek” dediğinde anlamamıştım. Sonra anladım.

O günden sonra deniz hem korku hem de bir şey gibi geldi bana. Babamın ayakkabılarını giyip limana gidiyordum, “Ben de gideceğim” diyordum. Annem engel olmaya çalıştı ama olmadı.


Kamarot olarak başlayan 40 yıllık yolculuk

Emir Şimşek: Mesleğe nasıl başladınız?

Haydar Kaptan: Okulu bitirdikten hemen sonra. 80’lerin ortasıydı.

İlk olarak kamarot olarak çıktım. Sonra güverteye geçtim. O yıllarda her şey elle yapılıyordu. Halat, boya, vardiya… Üstlerimiz sertti ama adildi. “Öğreneceksin, yoksa burada yerin yok” derlerdi. Ben de öğrendim.

Zabitlik, sonra kaptanlık… Merdiven basamak basamak çıkıldı. Kolay olmadı ama sabırla oldu.

Emir Şimşek: İlk uzun seferinizi hatırlıyor musunuz?

Haydar Kaptan: Tabii. Akdeniz’e gitmiştik. İlk defa boğazdan çıkıp açık denize açılmak… Karadeniz’in dalgası başka, orası başka.

İlk gece güvertede durdum, yıldızlara baktım. “Baba burada mıydı?” diye düşündüm. O gece hem korktum hem de rahatladım. Sanki bir yere ait olmuştum.


“Gemi makine değil, insan”

Emir Şimşek: Kaptan olana kadar en çok neyi öğrendiniz?

Haydar Kaptan: İnsanı. Gemi makine değil, insan. Personel 20-25 kişi oluyor. Kimisi genç, kimisi yaşlı, kimisi yabancı. Hepsinin derdi ayrı.

Kaptan sadece rotayı çizmez. Moral tutar, disiplin kurar, bazen baba olur.

Bir seferde genç bir zabit evini özlemiş, gece ağlıyordu. Yanına oturdum, “Senin yerinde ben de oldum” dedim. O gece konuştuk. Ertesi gün daha iyi çalıştı. Bu işin yarısı teknik, yarısı insan.


Karadeniz'de bir kış gecesi

Emir Şimşek: En zor anınız neydi?

Haydar Kaptan: Güney Çin Denizin’de bir kış seferi. Hava birden bozdu. Dalga yüksek, gemi beşik gibi. Yük kayma riski vardı. Herkes köşkte. Ben de oradaydım. Saatlerce uyumadık.

Bir ara “Bu sefer zor” dedim kendi kendime. Ama panik yok. Emirleri net verdim, personel dinledi. Sabaha karşı hava açtı.


Denizden uzakta büyüyen yedi çocuk

Emir Şimşek: Yedi çocuk… Nasıl idare ettiniz bu kadar çocuğu denizden?

Haydar Kaptan: Kolay olmadı. Karımın emeği büyük. Ben sefere çıkınca o her şeyi tek başına yaptı.

Doğumlara yetişemediğim oldu. Telsizle öğrendim bazılarını. “Kızımız oldu” dediler, ben o sırada bir limanda yükleme yapıyordum. “Sağ olsun, öpün benim yerime” dedim.

Dönünce kucağıma aldım, o koku… Hiç unutmuyorum.

Çocuklar büyüdükçe “Baba niye hep gidiyorsun?” dediler. Ben de “Sizin için gidiyorum, bir gün anlatırım” dedim.

Şimdi anlıyorlar. Hepsi okuyor, çalışıyor. Evin içinde gürültü var, ben evdeyken o gürültüyü özlüyorum.


“Gemi limana yanaşınca ilk iş telefona bakmak”

Emir Şimşek: Özlem nasıl bir şeydi?

Haydar Kaptan: İlk yıllarda ağırdı. Bayramlar, doğum günleri… Telefon yoktu, mektupla haberleşiyorduk. Mektup iki ayda geliyordu.

Bazen limanda telefon bulup arıyordum, “Nasılsınız?” diye. Karım “İyiyiz, sen dikkat et” diyordu. Sesini duyunca rahatlıyordum.

Şimdi daha kolay. Video görüşme var. Ama yine de… Gemi limana yanaşınca ilk iş telefona bakmak oluyor.


“Deniz bana para da kazandırdı, karakter de”

Emir Şimşek: Mutlu musunuz bu hayattan?

Haydar Kaptan: Evet. Zorlukları var ama pişman değilim. Yedi çocuğumu büyüttüm, evimi kurdum.

Deniz bana para da kazandırdı, karakter de. Bir yerde “Kaptan Haydar” diye anılmak… Güzel bir şey.

Eve geldiğimde çocuklar koşuyor, torunlar da var artık. O anlar her şeye değer.


Gençlere denizcilik mesleğini öneriyor

Emir Şimşek: Mesleği gençlere önerir misiniz?

Haydar Kaptan: Öneririm. Ama gözünü açarak. Bu iş “gideyim gezeyim” işi değil. Disiplin ister, sabır ister, yalnızlığa dayanmak ister. Sağlam olacaksın.

Ama bir kez seversen bırakamazsın. Dünyayı görürsün, farklı insanlarla çalışırsın, sorumluluk alırsın.

Parası da var, özellikle yabancı bayraklı gemilerde. Ama asıl kazanç o değil. Adam olmak.

Ben babamı kaybettim, deniz beni büyüttü. O yüzden diyorum: Gönlün varsa gel. Yoksa zor.


Teknoloji değişti, denizi anlamak hâlâ gerekiyor

Emir Şimşek: Günümüzdeki genç zabitleri nasıl buluyorsunuz?

Haydar Kaptan: Bazıları çok iyi, bazıları aceleci. Teknoloji var, her şey ekranda. Ama denizi hissetmek lazım.

Radar iyi, ama rüzgârı, dalgayı da anlamak lazım. Ben gençlere hep “Gözünüzü açın, kulağınızı açın” diyorum. Kitap da okuyun, tecrübeyi de dinleyin.


“Karadeniz hırçın ama bizim”

Emir Şimşek: En çok hangi denizi seversiniz?

Haydar Kaptan: Karadeniz. Hırçın ama bizim.

Yoroz’dan çıkıp Trabzon’a yaklaşırken o yeşil dağlar… İçim rahatlıyor. Akdeniz daha sakin, okyanus daha büyük. Ama Karadeniz’in dalgası başka.


Denizden tamamen kopabilecek mi?

Emir Şimşek: Emeklilik düşünüyor musunuz?

Haydar Kaptan: Bazen. Ama henüz değil. Daha gücüm var. Birkaç sene daha.

Sonra belki küçük bir tekne alırım, sahilde gezerim. Çocuklarla, torunlarla. Denizi tamamen bırakamam herhalde.


“Denizi sayın”

Emir Şimşek: Son olarak gençlere bir tavsiye?

Haydar Kaptan: Dürüst olun. Personelinize adil davranın. Ailenizi unutmayın. Ve denizi sayın.

O sizi taşır, ama siz onu küçümserseniz bir gün size de gösterir.

Ben 40 yıldır gösterdi, ama sevdiğim için devam ettim.



Bir mesleğin ötesinde, bir hayat

Haydar Kaptan'ın anlattıkları, denizciliğin yalnızca gemiler, rotalar ve limanlardan ibaret olmadığını gösteriyor.

Bu hikâyede 40 yıllık bir meslek, çocuk yaşta kaybedilen bir baba, yıllarca denizde kalan bir eş, evde babalarını bekleyen yedi çocuk ve Karadeniz'e duyulan bitmeyen bir bağlılık var.

Belki de bu röportajın en güçlü tarafı, Haydar Kaptan'ın denizi anlatırken aslında hayatı anlatması.

Onun için deniz hem korku hem aidiyet. Hem geçim kaynağı hem öğretmen. Ve belki en önemlisi, yıllar boyunca onu değiştiren bir yol arkadaşı.

Lotra Haber Röportajlar köşesinde, farklı insanların hayatlarına ve deneyimlerine kulak vermeye devam edeceğiz.

Röportaj: Emir Şimşek



Lotra Haber'in zamansız ve entelektüel içeriklerini gözden kaçırmamak için bu sayfayı tarayıcınızın yer işaretlerine (favorilerine) eklemeyi ve bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip etmeyi unutmayın!

Yorum Gönder

0 Yorumlar