Ekran Süresi Vergisi mi Geliyor? Kültür Savaşı Büyüyor

Ekran süresi vergisi, streaming platformları ve yerel içerik düzenlemeleri

Ekran süresi vergisi olarak adlandırılabilecek yeni nesil kültür politikaları, aslında tek bir küresel vergi sisteminden değil; Avrupa Birliği ve Kanada gibi ülkelerde dijital yayın platformlarının yerel içerik üretimine daha fazla katkı vermesini amaçlayan farklı düzenlemelerden oluşuyor. Netflix, Amazon Prime Video ve benzeri platformların küresel ölçekte büyümesi, devletleri yalnızca vergi gelirlerini değil, kültürel egemenliklerini de yeniden düşünmeye zorluyor.

Ancak tablo sanıldığı kadar basit değil. AB'de temel yaklaşım kataloglarda Avrupa eserlerine en az %30 pay verilmesi ve üye ülkelerin belirli koşullarda finansal katkı talep edebilmesi. Kanada'da ise belirli çevrim içi yayın hizmetleri için %5'lik temel katkı sistemi 2024'te yürürlüğe girdi; 2026'da açıklanan yeni çerçeve çevrim içi yayın hizmetleri için Kanada program harcamalarını %15'e çıkarıyor.

Dolayısıyla ortaya çıkan büyük soru şu:

Dünyanın en büyük dijital platformları, artık yalnızca içerik satacak şirketler mi olacak; yoksa faaliyet gösterdikleri ülkelerin kültürel sistemlerini finanse etmek zorunda olan yeni tür medya kurumlarına mı dönüşecek?


Netflix ve Benzeri Platformların Önündeki Yeni Duvar

Televizyon çağında devletlerin elinde güçlü bir araç vardı: yayın lisansları ve ulusal yayın kotaları.

Streaming ekonomisi bu sistemi büyük ölçüde değiştirdi. Bir izleyici artık başka bir ülkede üretilmiş bir diziyi, herhangi bir televizyon kanalına ihtiyaç duymadan doğrudan telefonundan veya televizyonundan izleyebiliyor.

Bu durum kültürel sınırları ekonomik sınırlardan çok daha hızlı ortadan kaldırdı.

AB'nin Görsel-İşitsel Medya Hizmetleri Direktifi (AVMSD) tam da bu değişime yanıt veren düzenlemelerden biri. Direktif, talep üzerine görsel-işitsel hizmetlerin kataloglarında en az %30 Avrupa eserine yer vermesini ve bu içeriklerin görünür olmasını öngörüyor. 

Üstelik sistem yalnızca “katalogda yer açma” ile sınırlı değil.

AB kuralları, üye devletlerin kendi pazarlarını hedefleyen platformlardan Avrupa eserlerinin üretimine doğrudan yatırım veya ulusal fonlara katkı talep edebilmesine de olanak sağlıyor. Bu katkının, platformun ilgili ülkede elde ettiği gelir üzerinden ve orantılı biçimde hesaplanması gerekiyor.

Bu nedenle Avrupa'nın yaklaşımı basit bir “Netflix vergisi”nden daha kapsamlı.

Amaç, dijital platformları Avrupa'nın kültürel üretim ekosisteminin finansal aktörlerinden biri haline getirmek.


Kanada Daha Sert Bir Model Kuruyor

Kanada örneği bu dönüşümün daha somut örneklerinden biri.

Kanada Radyo-Televizyon ve Telekomünikasyon Komisyonu (CRTC), Online Streaming Act kapsamında belirli çevrim içi yayın hizmetlerinin Kanada'daki yayın gelirlerinin en az %5'ini Kanada ve yerli içerik sistemini destekleyen fonlara aktarmasını zorunlu hale getirdi.

Bu sistem 1 Eylül 2024'te başlayan yayın yılında uygulanmaya başladı ve CRTC, yıllık yaklaşık 200 milyon Kanada doları tutarında yeni finansman oluşturmasını bekledi.

Paranın tamamı doğrudan film yapımcılarına gitmiyor.

Sistem içerisinde Canada Media Fund, yerel haber fonları, Indigenous Screen Office ve farklı bağımsız yapım fonları bulunuyor. Böylece streaming ekonomisinden elde edilen gelirlerin bir bölümü yeniden Kanada'nın medya üretim sistemine aktarılıyor.

Daha da önemlisi, CRTC'nin 2026'da açıkladığı yeni düzenleyici çerçeve, çevrim içi yayın hizmetleri için Kanada program harcamaları yükümlülüğünü %15'e çıkarıyor; bu oran mevcut %5 temel katkıyı da içeriyor.

Bu nedenle “dijital platformlar yerel kültüre para ödemek zorunda kalıyor” iddiasının somut karşılıklarından biri Kanada'da zaten ortaya çıkmış durumda.


“Ekran Süresi Vergisi” Gerçekten Vergi mi?

Burada kavramların birbirine karıştırılmaması gerekiyor.

Ekran süresi vergisi, AB'nin veya Kanada'nın mevzuatında ortak bir resmi vergi adı değil.

Asıl ortaya çıkan model üç farklı mekanizmanın birleşiminden oluşuyor:

1. İçerik kotası: Platformun kataloğunda belirli miktarda yerel veya bölgesel içerik bulundurması.

2. Finansal katkı: Platformun belirli gelirlerinin bir bölümünü yerel medya fonlarına veya içerik üretimine aktarması.

3. Doğrudan yatırım: Platformun belirli yerel yapımlara yatırım yapması veya yerel içerik üretim harcamalarını karşılaması.

AB sistemi özellikle bu araçların farklı kombinasyonlarına izin veriyor. Avrupa Komisyonu da üye devletlerin ulusal düzeyde daha ayrıntılı kurallar oluşturabileceğini açıkça belirtiyor.

Dolayısıyla ortada tek bir “%30 kültür vergisi” bulunmuyor.

Fakat ekonomik sonuç, bazı ülkelerde buna benzeyen bir tablo yaratabiliyor: Küresel platformun yerel pazardan elde ettiği gelirin belirli bir bölümü yeniden yerel kültür endüstrisine yönlendiriliyor.


Hollywood'un Küresel Hâkimiyeti Sarsılıyor mu?

Bu düzenlemelerin arkasındaki temel mesele yalnızca para değil.

Hollywood uzun yıllar boyunca yalnızca Amerikan sinemasının değil, küresel popüler kültürün de en güçlü ihracat mekanizmalarından biri oldu.

Streaming platformları ise bu sistemi daha da merkezileştirebilecek bir kapasiteye sahip.

Tek bir platform, aynı diziyi onlarca ülkede aynı anda gösterebilir. Algoritmalar hangi içeriğin öne çıkarılacağını belirleyebilir. Böylece kültürel dolaşımın kontrolü, geleneksel televizyon kanallarından küresel teknoloji şirketlerine kayabilir.

Devletlerin verdiği yanıt ise giderek daha belirgin hale geliyor:

“Pazarımızı kullanıyorsanız, kültürel üretim sistemimize de katkı sağlayacaksınız.”

Bu yaklaşımın Avrupa'daki hukuki temeli doğrudan kültürel çeşitliliğin korunmasıyla ilişkilendiriliyor. AB, AVMSD kapsamında Avrupa eserlerinin hem üretilmesini hem de izleyicilere erişiminin artırılmasını hedefliyor.


Güney Kore Örneğinde Dikkatli Olmak Gerekiyor

Güney Kore'nin küresel medya etkisi düşünüldüğünde ülkenin bu tartışmanın dışında kalması beklenemez. Ancak AB ve Kanada'daki somut düzenlemeleri Güney Kore için “platform gelirlerinin %20–30'u yerel sinemacılara aktarılıyor” şeklinde genellemek doğru değil.

Güney Kore'nin medya ekosistemi; yerel yayıncılar, OTT platformları, içerik üreticileri ve güçlü devlet politikaları üzerinden farklı bir yapıya sahip.

Bu nedenle Güney Kore'yi, doğrulanmış tek bir “%30 streaming vergisi” örneği olarak sunmak yerine, yerel içerik üretimini koruma ve dijital platformları daha sıkı düzenleme eğiliminin Asya'daki örneklerinden biri olarak değerlendirmek daha doğru.

Bu ayrım önemli.

Çünkü küresel ölçekte gerçekten ortaya çıkan şey tek bir yasa değil; farklı ülkelerin aynı probleme farklı hukuki araçlarla cevap vermesi.


Düşünsel Boyut ve Perspektif: Kültürel Egemenlik Yeniden mi Doğuyor?

Bu düzenlemelerin ekonomik tarafı kadar ilginç olan başka bir boyutu daha var.

İnternet uzun süre ulusal sınırları anlamsızlaştıracak bir teknoloji olarak görüldü. Streaming platformları da bu fikrin en güçlü örneklerinden biriydi.

Fakat bugün devletler tam tersine hareket ediyor.

Dijital pazar küreselleşirken kültür politikaları yeniden millileşiyor.

Bir ülke için mesele artık yalnızca kaç film ürettiği değil; vatandaşlarının her gün hangi hikâyeleri izlediği, hangi dillerin görünür olduğu ve hangi kültürel anlatıların algoritmalar tarafından öne çıkarıldığı.

Bu nedenle streaming düzenlemeleri gelecekte yalnızca medya hukuku başlığı altında tartışılmayabilir.

Bunlar aynı zamanda dijital egemenlik tartışmasının bir parçasına dönüşebilir.


Bağımsız Sinemacılar İçin Yeni Bir Finansman Havuzu

Düzenlemelerin en somut sonuçlarından biri, geleneksel kamu desteklerine alternatif finansman kanallarının büyümesi olabilir.

Kanada'daki sistemde çevrim içi platformlardan gelen katkıların bir bölümü bağımsız yapım fonlarına, yerel habere, Indigenous içerik üretimine ve farklı toplulukların yaratıcı projelerine yönlendiriliyor.

Avrupa'da da finansal katkı mekanizmasının doğrudan yapım yatırımı veya ulusal fonlara ödeme şeklinde uygulanabilmesine izin veriliyor. 

Bu, bağımsız yapımcılar açısından önemli bir değişim yaratabilir.

Çünkü geçmişte büyük prodüksiyonların finansmanı çoğunlukla devlet destekleri, televizyon kanalları ve özel yatırımcılar arasında bölünürken, streaming şirketleri artık bu finansman zincirinin yeni aktörlerinden biri haline geliyor.

Ancak bunun başka bir riski de var:

Kültürün finansmanını sağlayan şirketler, zamanla kültürel üretimin yönünü de etkileyebilir mi?

Bu soru henüz kapanmış değil.


Arka Plan: Streaming Sadece Eğlence Sektörünü Değiştirmedi

Streaming ekonomisinin büyüklüğü, bu tartışmayı daha da önemli hale getiriyor.

Fransa'da örneğin 2025'in ilk yarısında video pazarının yaklaşık %86,6'sını abonelik tabanlı video hizmetleri oluşturdu ve bu segmentin geliri yıllık bazda %9,4 arttı.

Aynı ülkede 2025 yılında sinema üretimine yönelik toplam yatırımlar 1,37 milyar avroya ulaştı.

Bu rakamlar, streaming ile geleneksel sinema ve televizyon arasındaki sınırların artık giderek daha fazla birbirine karıştığını gösteriyor.

Dolayısıyla devletlerin “yerel içerik” politikalarını streaming şirketlerine doğru genişletmesi yalnızca ideolojik bir tercih değil; değişen medya ekonomisine verilen kurumsal bir yanıt olarak da okunabilir.


Sonuç: Yeni Savaş Vergiyle Değil, Kültürle İlgili

Dünyanın farklı ülkelerinde ortaya çıkan düzenlemeler henüz ortak bir “ekran süresi vergisi” sistemi oluşturmuyor.

Fakat ortak bir eğilim açıkça görülüyor:

Küresel streaming platformları artık yalnızca teknoloji şirketleri olarak değerlendirilmiyor.

Onların faaliyetleri kültür, medya çoğulculuğu, yerel üretim, ekonomik rekabet ve ulusal egemenlik başlıklarıyla birlikte ele alınıyor.

AB'nin %30 Avrupa eseri kuralı, Kanada'nın %5 temel katkı sistemi ve 2026'da belirlenen %15 Kanada program harcaması çerçevesi, bu dönüşümün farklı örnekleri.

Önümüzdeki yıllarda asıl tartışma ise şu olabilir:

Netflix, Disney+, Amazon ve benzeri platformlar bir ülkede ne kadar içerik göstermek zorunda olduklarından çok, o ülkenin kültürel ekonomisine ne kadar katkıda bulunmak zorunda olacak?

Çünkü dijital çağda sınırlar ortadan kalkmış olabilir.

Ama kültürün sınırları geri dönüyor.


Lotra Haber'in zamansız ve entelektüel içeriklerini gözden kaçırmamak için bu sayfayı tarayıcınızın yer işaretlerine (favorilerine) eklemeyi ve bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip etmeyi unutmayın!



📌 İlginizi Çekebilir: Bağımsız Sinemanın Sonu mu? A24 ve Neon Küresel Sermayenin Radarında

https://lotrahaber.blogspot.com/2026/08/a24-neon-studyo-satinalma-finans-krizi.html



Yazar: Ömer Cihan Kale | Lotra Haber Sinema ve Dizi Eleştirmeni. Kültür-sanat dünyasındaki en yeni yapımları, film ve dizi incelemelerini detaylı analizlerle okuyucuya sunuyor.

Yorum Gönder

0 Yorumlar